Lezbiyenler amlarını tokuşturuyor

Gece yarısını geçmişti. Loş ışıkta sadece iki beden vardı artık odada. Ece yatağın ortasında sırtüstü uzanmış, dizlerini kendine çekip açmıştı. Karşısında duran Selin’in gözleri karanlıkta bile parlıyordu; dudaklarında o tanıdık, aç, sabırsız gülümseme.

Hiç konuşmadan yaklaştı. Dizlerinin üstüne çöktü, kalçalarını yavaşça Ece’nin üstüne indirdi. İlk temas elektrik gibi çarptı ikisini de. Islak, sıcak, kaygan. Selin hafifçe öne eğildi, ellerini Ece’nin göğüslerine koyup destek aldı. Sonra başladı o ritim: yavaş, bilinçli, sonra giderek daha açgözlü.

Am am’a değdikçe çıkan o ıslak şapırtı odayı dolduruyordu. Ece’nin kalçaları istemsiz yukarı kalkıyor, Selin de aynı anda bastırıyordu. Tıpkı bir öpücük gibi, ama çok daha kaba, çok daha hayvansı. Her tokuşta klitorisleri birbirine sürtünüyor, ikisi de aynı anda inliyordu.

“Daha sert,” diye fısıldadı Ece, sesi boğuk. Selin güldü —kısık, hırıltılı bir kahkaha— ve hızlandı. Artık ritim falan kalmamıştı; sadece aç bir sürtünme, kaygan etin ete vuruşu, ter ve salgı kokusu.

Ece’nin parmakları çarşafa gömüldü, sırtı yay gibi gerildi. Selin’in nefesi kesik kesik, “Geliyorum… sen de… hadi” diye emreder gibi çıktı. Son bir şiddetli tokuşla ikisi de aynı anda kırıldı. Tüm bedenleri titrerken birbirlerine yapıştılar, ıslak amları hâlâ birbirine yapışık, minik artçı dalgalarla sarsılarak.

Uzun saniyeler öyle kaldılar. Sonra Selin öne eğilip Ece’nin terli alnına bir öpücük kondurdu. “Bir daha?” diye sordu, sesinde yorgun ama hâlâ aç bir muziplikle.

Ece sadece güldü. Ve bacaklarını biraz daha açtı.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir